Sosyal medya, iletişimi fonksiyonel kılsa da duyguları ve niyetleri örten bir yapıya sahip. Samimiyeti gizleyen bir doğası var. Kişinin bulunduğu herhangi bir dijital platform her ne kadar o kişiye has olduğunu iddia etse de bu, sahip olduğu içsel samimiyeti dışarıya dökemiyor ne yazık ki.
Acımızı, sevincimizi, öfkemizi sosyal medyada yazıya döküp bunu lanse etmeye çalıştığımız sırada klişeleşmiş terimlere maruz kalıp bocalarız. Çünkü dijital ortamda kurulan çoğu iletişim kaynakları insanı bir adım geri plana atar. Elimize bir kalem ve bir kağıt alarak masa başında iki kelimeyi bir araya getirdiğimiz sırada aslen düşüncemizi ifade edebiliriz. Duygu ve düşüncelerin saf ve öz hâli kişiye hastır, zihinden doğar, kişiyi temsil eder. Oysa klavye üzerinden bunu sağlamaya çalışmak, zihni dijital ortamın ambiyansına sürükler ve artık ona ayak uydurur, bu da biriciklikten geriye kaçar.
Nostalji güzellemeleri yapmak istemem fakat mektup duygularımızı daha rahat ifade etmemizi sağlar, bunu anlayabiliriz. Sosyal medya, mektuptan daha hızlı ve en az mektup kadar uzun yazabileceğimiz bir mecra iken neden mektup kadar samimi değil? Çünkü oranın bizim oluşturmadığımız, kendine has bir ahlâkı var. Topluluk olarak çoğunluğun seçtiği seçeneklerde bulunma eğilimine sahip olmamızdan ötürü mektup geleneği pek değer görmüyor. Günce tutmak da buna dahil olabilir.
İnsanlar kendilerini daha iyi ifade etmek ve duygularını katıksız bir şekilde ortaya sunmak için bunu kağıda dökerek hem samimi bir hitabeti yakalar hem de kalıcılığı maksimum seviyeye ulaşır. Mektubun samimiyeti sosyal medyadan üstündür diyebiliriz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder